Birgün Röportajı: “Beyoğlu’na Kadın Eli Değmeli”

Gezi sürecinin ardından yaklaşan yerel seçimlerde kimin başkanı olacağı büyük merak uyandıran Beyoğlu’nun CHP Belediye Başkan Aday Adayı Gülseren Onanç’la siyasette kadın bağlamında belediyecilik anlayışını konuştuk. İstanbul’un yıllardır erkekler tarafından yönetildiğini söyleyen Onanç, kadının sahip olduğu değerleri geleceğe miras bırakma güdüsüyle şehirleri daha iyi koruyabileceğini söyledi. Onanç, CHP tabanında çözüm sürecine desteğin yüksek olduğu yönündeki görüşünü de yineledi.

Pazarlama alanında çalışırken siyasete atılmanızdaki itici güç ne oldu?

Benim siyasete girmemdeki en önemli nedenim Türkiye’de antidemokratik,  muhafazakar tek adam, tek partili bir iktidar baskısı olması. Özellikle kadın hakları mücadelesinde bunu tehdit olarak gördüm ve CHP içerisinde Kılıçdaroğlu ile başlayan değişim rüzgarı ile iyi bir muhalefet partisi olmasına katkı sunmak amacıyla katıldım. Son 3 yıldır siyasetin her kademesinde görev aldım.

‘TÜRKİYE’DE SİYASET ÇOK ERİL VE ERKEKSİ’

Siyaset gibi kadının ikinci planda olduğu bir arenada nelerle karşılaştınız?

Siyaset bir iktidar alanı ve o iktidarın bir kadına verilmesi zinhar söz konusu değil. Bu nedenle memleketimizde siyaset kültürü çok eril ve erkeksi. Siyasete giren kadına bu davranış kodunu dayatıyor. Ben kadın olma bilincim ile bu kültüre karşı durmaya çalışıyorum. Siyasetin beni kendi tornasından geçirmesine izin vermedim. Örneğin hiyerarşik dile ve davranış koduna hep karşı çıktım. Partimde kadın kotasının kabülü için diğer kadın arkadaşlarımla çaba gösterdim. Bunun partimin geniş bir kitlesi tarafından kabul gördüğüne şahit oldum.

“Şehirlerin bu noktaya gelmesinden sorumlu erkekler”

Karar verme mekanizmalarının içindeki kadın sayılarına baktığınız zaman şaşırtıcı. İstanbul yıllardır erkekler tarafından yönetiliyor. 83 yılda aşağı yukarı 3 binin üzerinde belediye başkanı seçildi. Bunların sadece 4’ü kadındı. CHP’den 1, SHP’den 1 kadın çıkmış. Şehirlerin yaşanılmaz şekile geldiğinden şikayet ediyorsak sorumlusu 83 yıldır seçilen erkek egemen zihniyetlerdir. Bunun üstüne son 20 yıldır neoliberal muhafazakar erkek zihniyetinin yönetimi eklenince İstanbul artık yaşaması son derece zor bir şehir oldu.

İstanbul bir kadın tarafından yönetilise ne değişir?

Neden 20 yıldir belediye başkanı olan bir erkek yeniden başkan olmak ister? Düşündünüz mü? Benim cevabım; Yeri dolmayacağı için değil bu gücü ve parayı çok sevdiği için. Kadın kendisine bırakılan bir tarihi çocuklarına bırakacağı bir miras olarak düşünür. Erkeğin nasıl davrandığını Beyoğlunda yıllardır görüyoruz. Demirören AVM, Emek sinemasının olduğu AVM, ve bunlar gibi onlarca bina şu anda belediye tarafından rant alanları olarak kısıtlı bir kesim tarafından bölüşülüyor.

Siz yönetseniz nasıl bir şehir yapardınız?

Ben yönetseydim, kamusal ve tarihi alanları korur onların yeniden kamuya kazandırılmalarıni sağlardım. Bize emanet edilen tarihi ve kültürel mirasa sahip çıkar,  memleketimin değerli mimarları ile özgün Beyoğlu nu ortaya çıkarıp gelecek kuşağa güzel bir miras bırakırdım. Bunun için seçimlerde bir fırsatım olacak.

Neden Beyoğlu’na aday oldunuz?

Ben aslında belediye başkanı değil, Beyoğlu belediye başkanı olmak istedim. Çünkü Taksim Platformu’nun bir senedir devam ettirdiği, benim de içinde olduğum bir mücadele vardı. Taksim yayalaştırma ve Gezi parkı projesi bize iktidarın neoliberal, merkezden dayatılan, ekonomik rant odaklı, küçük bir kitle tarafından paylaşılan sisteminin yerelde de aynısının devam ettiğini her kademede gösterdi. Gördümki biz Ankara‘da büyük siyaset yapmaya çalışırken kendi mahallemizde parkımız, meydanımız, yolumuz, elimizden alınıyor. Gündelik yaşam alanlarımızı birer birer kaybediyoruz. Gezi direnişi bu yerel dayatmaya da bir isyandı. İktidar kamuya ait olan bir parkı kamunun kullanmasına izin vermedi. Onları polis şiddeti ile oradan uzaklaştırdı. Ben bunları yaşadıkça inandım ki artık Taksim’i, Kasımpaşayı, Tarlabaşını, Cihangir’i, Tophaneyi bu iktidarın zulmünden kurtarmak zorundayız. Bu nedenle Beyoğlu Belediye Başkanı aday adayı oldum.

‘KORKU DUVARI AŞILDI’

Gezi süreci yerel yönetim anlayışlarında ne değiştirdi?

Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. ‘Yerel yönetimler katılımcılık olmadan yönetilmemeli’ bilinci oluştu. Gezi direnişi ile merkezi, dayatmacı, tek adam politikası sorgulandı, korku duvarı aşıldı. Her politikacı sorgulanabilir ve hesap verebilir olmalı algısı oluştu.

Sizce CHP bu süreci iyi kullandı mı?

Geziyle gelen yenilikçi, dönüşümcü rüzgar sadece iktidara değil, bize de verilen bir mesajdı ve  mesajlar bir kitle tarafından algılandı.

CHP’de yenilikçi akımla birlikte oluşan heyecan parti içinde ve tabanında sonradan kırıldı mı?

Yavaşladığını düşünmüyorum. 90 yıllık bir partinin dönüşümü kolay değil. Ama daha önce hiç düşünülmeyen çok şeyi başardı bu parti. CHP kendi içinde ciddi bir momentum gösteriyor.

‘ULUSALCILAR TABANIN KÜÇÜK BİR KISMI’

CHP tabanındaki ulusalcı söylemle, diğer söylemleri nasıl ortak bir zeminde buluşturacak?

Partinin barış sürecine destek vermesi yönünde politika ortaya koyarken hep araştırmaları göz önünde bulundurdum. Özellikle CHP’ye oy veren kitlenin barış sürecine desteğini inceledim. Gördüm ki CHP tabanında ciddi bir sol, sosyal demokrat taban var. Ne kadar algı ‘CHP’nin tabanı ulusalcıdır, değiştirmek, genişletmek zordur’ gibi olsa da aslında bu doğru değil. CHP’nin özünde yatan, tabanının en azından yüzde 60’ı sol ve sosyal demokrattır. 1980 sonrasında çok bedel ödemiş bir kitledir bunlar.  Ulusalcı kitle CHP’ye oy veren tabanının daha küçük bir grubunu temsil ediyor. Bu yüzden partinin dönüşümü o kadar zor değil. Bence iyi bir Türkiye hikayesini bütünleşik bir şekilde ortaya koyarsak bunu başarabiliriz.

Kılıçdaroğlu bu hikayeyi yazabilir mi?

Evet, ben alternatifini görmüyorum. CHP tabanını daha fazla heyecanlandıran bir başka lider görmüyorum parti içerisinde.

Kılıçdaroğlu’nun ‘Andımız’ın kaldırılmasına ilişkin söylemleri yıllardır ‘Andımız’ nedeniyle mağdur olduğunu söyleyenleri parti tabanından dışlamıyor mu? CHP’de bir geçmişe takılma durumu var mı?

5,5 ay sonra seçim var. Seçim süreçleri değişime çok açık süreçler olmuyor maalesef. AKP’nin paketinin içine baktığımız zaman da elinde her türlü güç olmasına rağmen yapılacak pek çok şeyi yapmadı ve seçimde ona oy kazandıracak bileşkeyi bir pakete koydu. Bu seçim paketine CHP’nin verdiği tepkidir aslında. O da bir seçim sürecine girecek ve ‘Andımız’a da çeşitli kitlelerin verdiği tepkiler var. Bunu seçim sürecinde olmasaydı farklı bir şekilde değerlendirebilirdi Kılıçdaroğlu.

Kendinizi tanıttığınız bir yazıda “Babaanem İstanbul’a geldiğinde Türkçe bilmiyordu ve çok zorlanmıştı” demiştiniz. Anadil tartışmalarına yaklaşımınız nedir?

Bizim evimizde babaanem ve anneannem hep Arapça konuşurdu, bizde onlarla Arapça konuşurduk, annem bizimle Türkçe konuşurdu. Ben babaanemin Türkçe konuşamamaktan dolayı İstanbul’da çektiği zorlukları bilfiil yaşadım. Mardindeki evimize Kürtler de geliyordu ve babam çok güzel Kürtçe konuşurdu. Kürt sorunun temelinde yatan anadilde eğitime baktığım zaman zorlukları bilfiil görmüş birisi olarak dil eğitimin insanın toplumla olan ilişkisinde ne kadar önemli olduğuna tanık oldum. Anadilde eğitimin ülkeyi böleceği yönünde bir takım endişeler var. Ben kendi deneyimim üzerinden, ailemde farklı diller konuşan insanlar olduğu için bunun bir zenginlik olduğunu düşünüyorum.

Aylin Kotil de Beyoğlu için aday adaylığını açıkladı. Aynı partide iki kadın olarak aynı ilçe için yarışmak nasıl bir duygu?

Benim tek rakibim AKP. Ötekisini bir rekabet olarak görmüyorum, partinin kendi içerisinde geçirdiği süreçler bunlar. Benim için Beyoğlu Belediye başkan adaylığına kadınların cesaret etmesi ancak umut ve mutluluk kaynağıdır. Bugüne kadar Deniz Baykal’ın yazdığı isim buraya aday olmuş. Şimdi ise herkes kendinde bir şans görüyor ve gelip aday oluyor. Beyoğlu ilçemizde 15 tane Belediye Başkan aday adayımız ve 50 Belediye Meclis üyesi aday adayımız var. Bu partimizdeki demokratik sürecin bir göstergesi.

Ceren Büyüktetik – Birgün 20.10.2013

13 Mayıs 2019