Yaşantımdaki 10 Ders

Gülseren Onanç / İTÜ Mezuniyeti / 02.07.2010

Bugün burada bir İTÜ mezunu olarak  bulunmaktan, sizlere mezun olarak seslenen ilk kadın ve ilk işletme mühendisi olmaktan dolayı son derece gurur duyuyorum.  Öncelikle bu zor üniversiteden mezun olma başarısını göstermiş olan kardeşlerimi tebrik ediyorum.  Ama unutmayın, İTÜ’deki öğrencilik süreniz bitse de, yaşamda hep bir öğrenci olmaya devam edeceksiniz.  Yaşayarak öğreneceksiniz gerçek yaşamı.

İnanması zor gelse de ben 23 yıl önce bu saygın üniversiteden mezun olduğumda böyle mezuniyet törenleri yapılmazdı. Ben de zaten mezuniyet derecesinden gurur duyulacak iyi bir öğrenci değildim. Ama üniversitem bana analitik düşünmeyi, yaşadıklarımdan dersler üretmeyi,  yani yaşamda iyi bir öğrenci olmayı öğretti ki bir üniversitenin de bireye katması gereken en önemli özelliğin bu olduğuna inanıyorum.

Bugün yaşayarak  öğrendiğim derslerden 10 tanesini sizinle paylaşmak istiyorum.

İTÜ işletme mühendisliğinin ikinci yılında derslerimizi Ayazağa Kampüsünde almaya başladık. O zaman buralarda sadece bir bankanın merkezi ve bir cafe vardı. Buralara minibüs, otobüs ile gelip bazen otostop ile dönerdik.  Buradan sonrasında da nerdeyse hiçbirşey yoktu.  Burada yaşayacağım bir kazanın yaşamımın dönüm noktası olacağını o zaman bilmiyordum. İki büyük cadde geçerek gittiğimiz Cafeden akşam üstü dersimize geri dönerken bir minibüs bana arkadaşlarımın gözü önünde çarptı.  Ben kendime 6 saat sonra geldiğimde baş ucumdaki annem ve aile doktorumuz uyumamam gerektiğini iç kanama olma ihtimali olduğunu söyledi. 19 yaşında ölüm ile tanışmak bana ondan sonraki her gün “yarın ölebilirim” diyerek yaşamayı öğretti.

Daha 19 yaşımda öğrendiğim birinci ders:

Yaşam uzun dönemli plan yapıp, günlük yaşamamız gereken bir süreçtir.

Bana ilk iş teklifini daha okurken  o dönemin belediye başkanı Bedrettin Dalan yapmıştı ve ben daha öğrenciyken İstanbul Büyük Şehir Belediyesi dış ilişkiler departmanında çalışmaya başladım. İşletme Mühendisliğinden mezun olduğumda, herhangi bir konunun uzmanı olmayan, herhangi bir yabancı dili iyi derecede konuşamayan  bir mezundum.  Birgün Belediyeye çok önemli bir şehir planlamacısı geldi ve ben kendisine iki  ay asistanlık yaptım. Ben ilk kez bilginin  paraya eşdeğer olduğunu bu kişiden öğrendim. Bilgi ve uzmanlık  ve bunu geliştirmek için gerekli yabancı dil günümüz dünyası için olmazsa olmaz bir gereklilikti. O şehir planlamacısı ile çalışmamın sonunda herhangi bir üniversite başvurum olmaksızın ve kabul almadan Amerika’ya master yapmaya gittim ve uluslararası pazarlama konusunda master yaptım.

Master yapmak üzere Amerika’ya gitmeye hazırlanırken bir hocamdan referans mektubu istediğimde bana beni tanımadığını ve referans mektubu veremeyeceğini söylemişti.  Haklıydı.  Ben iyi bir öğrenci değildim. 6,5’u bile bulmayan bir derece ile mezun oldum bu üniversiteden.  Bazı hocalarımın dersleri dışında, dersler pek ilgimi çekmez, çalışmayı,  kendi harçlığımı çıkarmayı, üretmeyi, dışarda ilişkiler kurmayı daha cazip bulurdum.

İtiraf etmeliyim  öğrenmenin keyfine en çok Amerika’da vardım. Katılımcı, demokratik, sorgulayıcı, yaratıcılığı ödüllendiren eğitim sistemini çok sevdim. Michigan State Universitesi’nden mezun olduğumda dünyayı yerinden oynatabilirim zannediyordum.

20’li yaşlarımda öğrendiğim ikinci ve üçüncü derslerim:

Rekabetçi bir iş yaşamında varlığımı sürdürmem için bir konuyu çok iyi bilmek ve en az İngilizce’yi iyi konuşup yazabilmek gerekli

Ve,

Özgür düşünen, sorgulayan birey bir toplumun en değerli varlığı, gelişen ekonominin temel taşıdır. Demokrasi bir birey için, bir toplum için su kadar, ekmek kadar önemlidir .

ABD’de uluslararası pazarlama konusunda master derecemi aldığımda 90’ların başıydı ve Sovyetler Birliği’nde prestroyka dönemi başlamıştı. Özal’lı Türkiye’nin uluslararası pazarlara açıldığı yıllarda Eczacıbaşı Sovyetler Birliği’ne ilaç pazarlamaya başlamıştı. Bir staj projem olan Eczacıbaşı’nın Sovyetler Birliği pazarına giriş stratejileri çalışmasını o ülkede uygulamak üzere iş teklifi aldığımda sadece birkaç saat düşündüm. Ondan sonra hatırladığım şey 3 yıla yakın bir zaman Moskova’da ilaç satış ve pazarlama çalışmaları dönemimdir. Hayalim Türkiye’nin globalleşen dünyada gerçek uluslararası bir markası olmasıydı.

Dördüncü dersim; Şirketlerimizin uluslararası rekabet avantajı olan teknolojik bir üstünlüğe ve bu doğrultuda yaratıcılık ve innovasyon kültürünün gelişmesine ihtiyacımız var. Global pazarda rekabet edebilmek için kendini dünya vatandaşı olarak geliştirmiş ama doğduğu toprakların kültürüne sahip vizyoner yöneticilere ihtiyaç var.

Farklı kültürlerde yaşamanın verdiği deneyim ile çıkardığım beşinci ders;

Milliyeti, etnik kökeni, dili dini ne olursa olsun her birey ile insan olma paydası  üzerinden ortak bir dil yakalayabiliriz.  Bireyin kültürel inançlarını anlayıp, saygı duymak ve buna göre davranmamız gerekir.  Ülkemiz, coğrafyamız,  çok kültürlü, çok dilli ve çok dinli bir coğrafya. Bu topraklarda barış ve huzur içinde yaşamak üzere tüm farklılıklarımızı yaşatmalı, bu farklılıklarımızdan güç almalıyız.

Sevgili Gençler,

Profesyonel yaşantımda aynı pozisyonda ortalama kalma sürem 3 yıl oldu.  3 yıldan sonra hep kendimi,  pozisyonun bana kattığını ve benim pozisyona kattıklarımı sorgulayarak değişiklik yaptım.

Babam ihtiyaçtan dolayı girişimci olmayı seçmiş ve çocuklarına ‘limon sat memur olma’ öğüdünü veren biriydi. Ben çalıştığım her şirketi kendi şirketim olarak benimsedim ama sonunda kendi şirketimi kurma kararını aldım. Kendi bilgim ve deneyimim çerçevesinde 2 şirket kurdum. Hep uluslararası işbirlikleri yaptım. Başarılı projeler tamamladım. Gençlere istihdam yarattım. Gençlere bilgi ve deneyimimi aktarmak, onların gelişimini görmek, iş yaşantımın en anlamlı tarafıydı.

30 lu yıllarımda çıkardığım altıncı ve yedinci derslerim:

Profesyonel olarak çalışmayı seçtiyseniz, başarı çalıştığınız şirkete katma değer yarattığınızda gelir. Her gün ‘ben bu işe bu işletmeye ne katıyorum?’ diye sorgulamak gereklidir. Bunun için koşul sürekli öğrenmek, kendinizi geliştirmek. Şirketinizin geleceği için hayal kurmalı yeni fikirler, çözümler üretmelisiniz. Bunu yaptığınızda her sabah işinize keyifle gidersiniz, eğer yapmazsanız işiniz her gün kendini tekrarlayan ve böylelikle yaşamınızı anlamsızlaştıran bir süreç olur.

Toplumun daha çok girişimciye ihtiyacı var. Girişimci olun. Girişimci olmak  bir düşünce ve davranış biçimidir. Yeni iş fikirleri üretmak,  arkadaşlarınızla bu iş fikirlerini yaşama geçirmek üzere bir araya gelin, kendinize bir mentör bulup bu fikirlerinizi yaşama geçirmek üzere gereken kaynakları bir araya getirin. Bütün bu girişimleri geciktirmeden hemen 20’li yaşlarınızda yapın. Hayallerinizi ertelemeyin. Cesur olun ve deneyin. Başarısızlığınız çoğu zaman size başarınızdan daha çok şey öğretir.

30’lu yaşlarımda peşimi hiç bırakmayan ‘yaşamın gerçek anlamı nedir?’  sorusunun cevabını bir sivil toplum örgütüne üye olarak buldum. Yaşadığım toplumda kadınların önemli bir çoğunluğunun eşit olmadığını, sadece kadın oldukları için ayrımcılığa uğradıklarını gördüm. Kız çocuklar okula gönderilmiyor, kızlar kadınlar cinsel istismara uğruyor, şiddet görüyor. Eğitimli olsa da iş yaşamına giremiyor, girenler cam tavanlar ile engelleniyor. Kadının cinsiyet eşitliği sağlanmadıkça, kadının iş yaşamına katılımı şimdiki seviyesinden olması gereken seviyeye ulaşmadıkça memleketimiz demokratik, uygar bir ülke olamayacak. Bu gerçekler ile yüzleştiğimde kurucusu olduğum Kagider, kadın girişimciler derneğinde daha aktif bir üye olup daha sonra da dernek başkanı seçildim. Bizim Üniversitemizde de Bilim, Mühendislik  ve Teknolojide Kadın Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi kurulmuş olması son derece sevindirici. Ayrıva öğretim üyeleri arasında çok saygın kadınlarımızın olmasından dolayı gurur duyuyorum. Üniversitelerimizin toplumsal cinsiyet eşitliğine vereceği destek çok gerekli.

Sekizinci dersim: Memleketimiz ve Dünyamız adaletsizliklerle dolu, bu adaletsizliklere siyasi liderler çözüm bulamaz. Sivil liderlere ve örgütlü bir sivil topluma ihtiyacımız var. Dünyanın problemleri siyasilere bırakılamayacak kadar yaşamsal ve ciddi. Düşünen, üreten her birey aktif bir vatandaş olup, çevresinde bir değişim ve dönüşüm yaratmalı.  Daha yaşanılabilir bir dünya için, cesur, neden ve neden olmasın sorularını soran genç aktif vatandaşlara yani sizlere ihtiyacımız var.

Yaşantım boyunca ben hep sıradışı insanları, başkaldıranları sevdim. Bana dayatılan hiçbir kuralı kendim benimsemediğim sürece uygulamadım. Çok hata yaptım.  Söylenmez denen şeyleri, söylenmez denen zamanda söyledim. Yaşamı Nazım Hikmet’in dediği gibi ciddiye aldım, ama kurallar ile dalga geçmeyi hep çok sevdim.

Dokuzuncu dersim: Yaşamla dalga geçmeliyiz. Kendimizle dalga geçmeliyiz. Son zamanlarda en çok beğendiğim reklam Diesel markasının reklamı: ‘Akıllılar kafalarını, salaklar kalplerini dinler’ diyor. Akıl yaşadığımız dünyayı anlamaya, sorunlarımızı çözmeye yetmiyor. Aklımızı devre dışı bırakıp çevremize  gönül gözümüz ile bakmak gerekiyor. Dünyaya safça, salakça, gönül gözümüz ile bakalım. O zaman dünya daha yaşanılır olacak.

Sevgili Gençler,

80 kuşağı genci olan ben kendimi Sezen Aksu şarkıları ile ifade edebilirdim en çok. Sevgilimden ayrıldığımda ‘gitme dur ne olursun, gitme kal yalan söyledim, ayrılığa hazır değilim’  demeyi Sezen’e havale ettim.  Hep aşkı ve maşuku kutsadım. Hayatımın aşkını aradım ve onu yirmili yaşlarımın sonunda buldum. Ona aşık oldum ve aşık kaldım.  O benim eşim, dostum, kardeşim, sırdaşım, yol arkadaşım oldu. Kendimi onun yanında hep değerli, hep önemli hissettim, hep güzel, hep kadın hissettim.

Onuncu dersim: Aşksız geçen bir hayat yaşanmış sayılmaz. Aşkı aramak, bulduğumuz zaman korumak kollamak gerekir.  Aşk sayesinde kendimiz ile, cinsiyetimizle, evrenle barışırız. Aşkı arayın. Aşık olduğunuz insanı anlamaya çalışın. Bir insan anlamak dünyayı anlamaktır.  Doyasıya sevin.   Doyasıya sevişin.  Sevginiz , öfkenize galip gelsin.  Siz facebook kuşağı gençler, siz sevgi ve bilgi paylaşımına dayalı kendi ülkenizi kendiniz yaratabilirsiniz.

Şimdi kalkıp yanınızdaki arkadaşlarınıza sımsıkı sarılın, onlara sevgi verin ve onların sevgisini alın.

Sevgili Kardeşlerim

Siz memleketimin umudu, geleceğimizsiniz. Hiçbir şeyin sizi çok üzmesine, kendinize olan güveninizi azaltmasına izin vermeyin. Siz çok değerlisiniz. Bunu hiç unutmayın ve kendinize çok iyi bakın. Kariyerimiz, maddi varlıklarımız kendimizi gerçekleştirmemiz için sadece bir araçtır. Aslolan kendimizi olabildiğince yaşayabilmemizdir. Size kendinizi dolu dolu yaşayabileceğiniz bir yaşam diliyorum.

Hepinizi sevgi ile kucaklıyorum.

İşletme Mühendisi, 87

 

15 Mayıs 2019